Replikleri bilmesen de kendin olabilir miydin narin kadın?

Merak ediyordu narin kadın.
Merak ediyordu ama
hep aynı kelimeleri kullanmaktan da gına gelmişti artık.

Bu kadar mı dardı kelime dağarcığı?
Ama gerçekten de öyle değil miydi?
Hep “hep”.
Hep geçmiş zamanlı sorular.
Hep karanlık sıfat.
Hep bir muallak yaratma çabası
ve hep ucu açık kalan cümleler.

İşte tam da bunlar yüzünden sorguluyordu durmadan.

Peki ya amacı neydi?
Ne yapıyordu?
Ne yaratıyordu?
Ne katıyordu?
Katabiliyor muydu?

Sorgu, sual, sorgu, sual…

Görülen ve görülmeyen geçmiş,
son hece ise “duyulanın” habercisi.

Neydi bu cümleler?
Hiçbir şey değillerdi.
Hiçbir şey olamazlardı.
Ona bir şey ima edemeyen bu cümleler,
başkası için ne anlam taşıyabilirdi?

Ne kadar sıkıcıydı her defasında “ne kadar” demek
ve ne kadar saçmaydı bir sonraki kelimeyi bilmemek.

İnsanlar da bir şey mi sanıyordu yani?
Laf.

Cambazdı işte.
Bile bile cambazdı.

Haksız mıydı narin kadın?
Hep soru sormuyor muydu?
Her seferinde aynı ipte sallanmıyor muydu?
Her seferinde düşecekmiş gibi yapıp aslında oyun yapmıyor muydu?
Peki ya seyirci farkında değil miydi sanki bunların?
Asla düşmeyeceğinin?
Her seferinde aynı oyunu izlediklerinin
ve her seferinde başa döndüklerinin?

Çok saçmaydı.
Narin kadın için bu çok saçmaydı.

Hem neden narindi bu kadın?
Kimse merak etmiyor muydu?
Resmen herkes her dayatılanı tek celsede kabul ediyordu.
“Bir mesaj” arıyorlardı.
Halbuki mesajın “m”si bile yoktu ortalarda.

Narin kadın duraksadı.
Kulak çınlaması ne tuhaf şeydi
zira tüm bu geçen zamanda kulanlarında o ses:
çın… çın… çın… çın…

YORUMLAR( 0 )

YORUM EKLE