Birkaç ana etken, gitgide artan terör tehdidinin mutlak çözümünü günümüz dünyasında ne yazık ki imkansız kılıyor.

Maalesef tehlikenin nasıl ve nereden geleceğini
bilemediğimiz günler yaşıyoruz.
Bir akşamüstü Ankara Kızılay’da otobüs durağı önünde
terör örgütüne mensup kişi/kişiler canlarımızı alırken
bundan yaklaşık bir hafta sonra
İstanbul’un göbeği Taksim’de bambaşka bir
terör örgütünün saldırısıyla karşılaşıyoruz.

Ülkedeki terör şokunu ve kaosunu
henüz üstümüzden atamamışken bir de
Brüksel’den gelen haberlerle sarsıldık.
Paris saldırganı Salih Abdüsselam’ın yakalanmasından
5 gün sonra -missileme olarak adlandırabileceğimiz bir şekilde-
ikisi havalimanında biri de metro istasyonunda
olmak üzere üç eş zamanlı saldırı gerçekleşti.
Brüksel’in AB’nin “kalbi” olması ve
saldırının yapıldığı metro durağının
AB merkezlerinin bulunduğu yer olması
aslında bu katliamın ürpertici mesajlar içerdiğini
gözler önüne seriyordu.

Terör, günümüzdeki bu kapsamlılığı ve sınırsızlığıyla
tüm dünyanın bir numaralı sorunu haline gelmiş durumda.
Öyle ki geniş katılımlı uluslararası zirvelerde
en çok terör ve güvenlik başlıklarının üzerinde duruluyor.

Ancak birkaç ana etken gitgide artan
terör tehdidinin mutlak çözümünü günümüz dünyasında
ne yazık ki imkansız kılıyor.
Bunlardan biri tüm dünyada
(özellikle Avrupa ve Amerika’da)
etkisini arttıran milliyetçilik olgusu.
Avrupa’nın birçok ülkesinde azınlıklara, mültecilere,
kısacası “kendinden olmayanlara” karşı dışlamacı politikaları ve
kesin önyargıları olan siyasi partiler yükselmeye başlıyor.
Bunun bir başka örneğini de Amerika’da bulabiliriz.
Müslümanları Amerika’ya sokmamayı,
Meksika sınırına duvar örmeyi vaat eden Donald Trump,
2016 seçimi yarışında başkan adayları arasında
en önlerde kendine yer bulabiliyor.
Kimliksel kutuplaşmaları ve dışlamaları içeren bu tablo,
aslında en çok terör örgütlerinin işine yarıyor.
Ana etkenlerden bir diğeri de
terör gruplarının belirli bir millete mensup olmaması.
IŞİD’i ele alırsak, günümüzde küreselleşmenin
başrol oyuncusu olan sosyal medyayı
etkin bir biçimde kullanarak her yere ulaşıp,
her milletten destekçi toplayabiliyor.
Geçtiğimiz günlerde IŞİD’e katılmaya çalışırken
Gaziantep’te yakalanan Japon uyruklu
sempatizanı bu duruma örnek vermek mümkün.

Devletlerin temel görevleri,
kısa vadede uluslararası koordinasyon kurarak
şehirlerde güvenliği sağlamak ve
bu terörist grupların olası saldırılarını tespit edip engellemektir.
Ancak sadece bunlarla yetinilirse yine gözden kaçan
veya önlenemeyen bir eylemin
canımızı yakması kuvvetle muhtemeldir.
Bunun için de devletlerin uzun vadede
bu terör gruplarına katılan kişiler dahilinde
sosyolojik tespitler yaparak
katılımın ana sebeplerini incelemesi,
buna göre politikalar izlemesi ve kutuplaşmadan uzak,
kucaklayıcı bir dil ile herkese ulaşması gerekmektedir.

YORUMLAR( 0 )

YORUM EKLE