23 Nisan 2016’da hepimize armağan ediyorum bu sıfatı kendimce: “çocukça”.

“Bir sabah uyandığımda her şey değişmişti,
hayat dün gece uyuduğumdaki kadar kolay değildi.
Ne olmuştu da bir gecede her şey değişmişti,
bir gecede değişebilecek kadar kolay mıydı her şey?”

 

Biz büyüdük ve kirlendi dünya mı doğrusu
yoksa dünya zaten kirliydi de biz büyüdükçe mi fark ettik bunu?
Ya da biz kirlendik ve büyüdü mü dünyamız da bizimle birlikte?

 

Dünya hiç toz pembe değildi aslında;
kötülük her daim mevcuttu.
Hırsızlar, seri katiller, tecavüzler,
töre ve nefret cinayetleri, savaşlar hep vardı.
Ama çocuktuk, bunlar sadece biz oyun oynarken
yanımızda ‘haberlere bakan’ ailemizden ve televizyondan duyup
anlam veremediğimiz sözcüklerden ibaretti.
Biz duymazdık, gözmezdik, bilmezdik hiçbirini.
En büyük derdimiz hangi oyuncağımızla
oynayacağımıza karar verememekti.
Sağ da sol da, zengin de fakir de
körebeden ibaretti bizim için;
biz daha adam asmacayı öğrenmemiştik.
Ataride oynadığımız oyunlardaydı sadece şiddet.
Boncuklu tabancadan bile korkardık biz.

 

Büyüyorduk da alışıyor muyduk bu kirli dünyaya?
Belki de korkularımızla, amaçlarımızla,
inandığımızı iddia ettiklerimizle,
inandıklarımız uğruna öldürdüklerimizle
bu kirli dünyanın bir parçası oluyorduk kirine kir katarak.
Ama hep en sonunda ‘kirlenmek güzeldir’ deyip
kandırmaya çalışıyorduk kendimizi.

 

En güzel çocuk henüz büyümedi evet.
Çünkü dünya, çocuk büyürken çocuğu da
ardına alıp kirletmekteydi.

 

Her çocuğun çocukluğunu yaşayabilmesi dileğiyle…

YORUMLAR( 0 )

YORUM EKLE