En son on sene önce gitmiştim. Acaba hala aynı mıydı, neler değişmiş, neler değişmemişti merak ediyordum. Planımı yaptım. Güzergâhı belirledim. Vurdum kendimi yollara.

Küçük yaşta, bir aile dostumuzun yazlığına gitmiştim Bozcaada’ya. O zamanlardan Bozcaada hakkında tek hatırladığım, kocaman tarlalar, bağlar arasında konumlandırılmış bir kaç ev… Seyahat etmek, hayattaki en büyük tutkum diyebilirim. Bu yüzden iş hayatına atılmadan önceki son tatilimi şimdilerden herkesin ağzında duyduğum, sosyal medyada fotoğraflarını gördüğüm (ve kıskandığım) Bozcaada’da yapmaya karar verdim. Yolculuk takdir edersiniz ki eğer ki İstanbul’dan yola çıkıyorsanız önce kara sonra ise deniz yoluyla sağlanıyor. Rahat olacağını düşündüğümden yolculuğumu arabayla yapmayı tercih ettim. Bu tercihimin meyvelerini de sonradan aldığımı düşünüyorum. Daha kısa olacağını düşündüğümden Tekirdağ yönüne doğru arabayla yola çıktım. Yaklaşık 4 saatlik bir kara yolculuğu sonucunda beni Eceabat’tan Çanakkale’ye geçirecek olan arabalı vapura ulaştım. Her araç tipinin kendine göre ağırlığı ve büyük ihtimalle bu ağırlığa göre de ücretlendirme çeşitleri vardı. Eğer dört tekerlekli binek otomobil tercih ediyorsanız ve arabada maksimum yedi kişiyseniz bu ücret bütçenize 35 TL olarak yansıyor. Ödedim ve feribottaki yerimi aldım.

Yolculuk aşağı yukarı 20 dakika sürdü ve burada ikinci kez feribota binmek üzere Geyikli iskelesine doğru yaklaşık 1 saatlik bir kara yolculuğu daha yaptım. Yollar çok zorlu olmasa da oldukça virajlıydı. Dikkat etmenizi öneririm.
Geyikli iskelesine geldiğinizde kara yolculuğunuz bitmiş demektir. Tabi buradan Bozcaada’ya geçmek içinde bir miktar feribot parası ödemeniz gerekiyor. Bu da yine 4 tekerli binek otomobil yani arabanız için gidiş-dönüş olmak üzere 70 TL. Yaklaşık 10-15 dakikalık bir deniz yolculuğundan sonra artık Bozcaada’ya gelmiş bulunuyorsunuz…

rsz_131

 

Sosyal medya sağ olsun, nelerle karşılaşacağımı az çok tahmin ediyordum. Tahminlerimde de yanılmadım. on sene önce yolumun düştüğü Bozcaada, eski bakirliğini, doğallığını, sakinliğini hala koruyordu. İndiğim andan itibaren ilk fark ettiğim ada ulaşımıydı. Yaya olarak geldiyseniz merkezden 30 dakikada bir, adanın en çok ziyaret edilen plajı, Ayazma plajına gitmek üzere kalkan, başka koylardan da geçen minibüsler var. Ücreti 3,5 TL. Taksi kullanmak isterseniz bu imkan da mevcut. Fakat bir tatil beldesinde taksiye binmenin, cebinizden bir tatil parasının daha çıkması demek olduğunu biliyordum. Bu durum, ‘iyi ki arabayla gelmişim’ dedirtti açıkçası. Arabayla gelmemiş olmak dünyanın sonu değil. Adadan motosiklet veya scooter kiralayıp da ulaşımınızı sağlayabilirsiniz. Şayet motosiklet ehliyetiniz varsa…

Bozcaada genel olarak pahalı bir yer. Hatta adalar içinde en pahalısı olarak da dile getiriliyor. Özellikle otel fiyatları ateş pahası… Bana kalırsa gecelik fiyat-otel dengesi çokta dengeli değil. Yani bu konaklama ücretlerine başka yerlerde, çokta güzel otellerde kalabilirsiniz. Geceliği 200 TL’den ucuza pek eli yüzü düzgün kalacak bir yer bulamıyorsunuz adada.

 

Feribottan iner inmez otele ulaşmak için yola devam ettim. Planladığım ve önceden rezervasyon yaptırdığım gibi merkeze oldukça yakın olan Kalais Otel’de konakladım. Otel bir karı-koca tarafından işletiliyor ve hem sahipleri hem de personelleri oldukça yardımsever insanlardı. Hemen bavullarıma yardımcı oldular ve yaklaşık 6-7 saatlik bir yolculuğun sonucunda odama yerleştim.Geceliği 220 TL’ye ayırttığım oda, son derece temiz, şık ve adadaymışsın hissi veriyordu. Her gün oda temizliği yapılıyordu. Fakat iki kişinin bile hareket etmesinin imkansız olduğu büyüklükteydi ve zemin kattaydı. Dışarı açılan ufak balkonun önü, boyu aşan taşlarla yukarı kadar çıkıyordu. Daralıyorsunuz açıkçası. Bu durumun nedenlerinden biri Bozcaada’nın yaz aylarındaki bana göre en büyük sorunlarından kalabalık, diğeri de otellerin rezervasyonlarının çok çabuk bir şekilde dolmasıydı. Tabi ki bu durumdan oteli sorumlu tutmak yanlış olacaktır.
Adaya gitmeden önce yaptığım araştırmalara göre tüm otellerde kahvaltı veriliyor ve menü bir hayli zengin. Özellikle de reçel bakımından… Bilmeyenleriniz için Bozcaada reçelleriyle ünlü adalardan biri. Kalais Otel ve muhtemelen tüm oteller müşterilerine bir çok çeşit reçel tatma imkanı sunuyor. Domates reçelinden tutun karpuza, naneye, damla sakızına, gelinciğe kadar aklınızın ucundan bile geçmeyecek çeşitlerde reçel bulabiliyorsunuz bu şirin adada. Hatta dayanamadım canım çeker falan diye birkaç kavanoz da eve aldım. Sizler de küçüğü 5, büyüğü 10 TL olan reçelleri yerlilerden temin edebilir, eşinize dostunuza ufak hediyeler alabilirsiniz.

 

rsz_img_7497

Kahvaltıyla fazla oyalanmadan atladık arabaya, düştük yola. Yine yaptığım araştırmalara göre adadaki koylar tesisli ve tesissiz olarak ikiye ayrılıyor diyebilirim. ‘Hepsini gidip görmek lazım’ dedim ve klasik bir başlangıç yaptım. İlk durağım en popüler plaj olan Ayazma Plajıydı. Popülerliğindendir ki bir hayli kalabalıktı. Fakat buna rağmen denizi temiz, insanları rahatsız edici değildi. Herkes kendi halindeydi. Çiftler, aileler, yalnızlar bir aradaydı. Kalabalığa rağmen rahatsız eden hiçbir durumla karşılaşmadım. Tesissiz plajlardan biriydi Ayazma. dört günüm olduğundan ve adanın her yerini gezmek istediğimden fazla vakit kaybetmeden diğer koyları keşfetmeye koyuldum.

 

Sıradaki durağım tesisli plajlardan Ataol Beach. Yalnızca 20TL giriş parası karşılığında ücretsiz otopark, yemyeşil çimler, ufak bir havuz, sessizlik, rahatlık, huzur… Dünya tatlısı bir müessese. 20 TL‘ye şemsiye ve şezlong dahil. Ufak sayılabilecek bu tesisin bir de iskelesi var. Büyük minderlerinizi iskeleye attığınızda pek keyifli oluyor. Zaten koyun konumundan dolayı herhalde sürekli esiyor ve nasıl yandığınızı anlamıyorsunuz. Deniz de o yüzden genelde dalgalı. Çocuklarınızı da alıp gidebileceğiniz sakin ve şirin bir yer. Gittiğimizde tavla isteyip oynadık, en son personeller dayanamayıp sonucunu sordular. Ataol Beach, aynı zamanda otel olarak da hizmet veriyor ve otel odaları küçük denmeyecek büyüklükteki bungalovlardan oluşuyor. Servis personeli güler yüzlü, sevecen, ilgili. Bozcaada’da tesisli bir plaj tercih yapacaksanız Ataol’a gitmenizi tavsiye ederim. Zaten diğerlerine gitmek istemeyeceksiniz bile. Çaktırmayın bir dahakine orada kalmayı planlıyorum.

 

rsz_img_7469

 

Adanın bir diğer tesisi de Mitos Beach, Habbele Koyu’nda. Ataol Beach’in dalgalı denizine kıyasla çarşaf gibi bir denizi var fakat işletme olarak gerçekten rezalet bir yer. İçeri girdiğimizde kapıda ‘Merhaba, iki şezlong bir de şemsiye istiyoruz’ dedik, ‘İstiyorsunuz ama bakalım var mı’ gibi ukala bir cevap aldık. ‘Hiç yer yok’ dediler. ‘Boş şezlonglar var ama’ dedik. ‘Rezerve’ dediler. ‘E saat 12.25’ dedik ‘kaça kadar beklemeyi planlıyorsunuz?’, ‘12.30’a kadar bekliyoruz’ dediler… Bu uğraşımın hepsi çarşaf gibi bir denize girmekten başka bir şey için değildi. Biz de belki gelmezler diye bekleyelim dedim. Saat buçuğu geçmişti gelen giden yoktu. Tekrar sormayı denedim. Hala boş olmasına rağmen ‘aradık geliyorlarmış zaten gelmeseler de sırada bekleyen misafirlerimiz var’ gibi baştan savma açıklamalarda bulundular. Bu arada biz başka bir koya bakıp tekrar geldik, şezlonglar hala boştu. En sonunda pes edip ‘peki yarın için ben de rezervasyon yaptırabilir miyim’ dediğimde ‘önümüzdeki üç gün dolu; Cuma, Cumartesi, Pazar ve Pazartesileri böyle oluyor’ dediler. Sonunda yıldım, yıldırdılar ve dört gün boyunca oraya bir daha uğramadım.
Bu arada tesisin önünde kendi şemsiyenizi ve havlunuzu alıp kuma yatabileceğiniz tesise ait olmayan alan var. Eğer şemsiyeniz, sandalyeniz varsa ya da ‘ben kuma da yatarım’ diyorsanız her şekilde Habbele Koyu’ndan denize girebilirsiniz. Nitekim ben de öyle yaptım. Öcümü aldım. Bu ufak, sinir bozucu anıdan da çıkarabileceğiniz üzere Bozcaada’da, sezonda Cuma, Cumartesi, Pazar günleri için rezervasyon yaptırmadan hareket etmiyoruz, mağdur olmuyoruz.
Gelelim adanın en meşhur, insan elinin değmemiş olduğu koy, Akvaryum Koyu’na. Burası ufak tesissiz bir koy fakat şemsiyenizle sandalyenizle gelip, kendinize uygun bir yer bulup çarşaf gibi bir denizin keyfini çıkartabilirsiniz. Ayrıca Akvaryum isminden de anlaşılacağı üzere balıklar da size eşlik ediyor. Beyin bedava, erkenden giderseniz en güzel yeri kapıp tüm günü orada geçirebilirsiniz.

rsz_120150730_123710

Şuana kadar yazdığım koyları tabiri caizse ‘patır patır’ geçtim. Çünkü beni Bozcaada’ya aşık eden koya bir an önce gelmek istedim. Bu koya iniş yolu asfalt değil. Ne tabela var ne de bir gösterge. Burası tam anlamıyla keşfedilmeyi bekleyen bir cennet… Akvaryum Koyu’nu bulmaya çalışırken toprak bir yoldan inen 3-5 araba gözüme çarptı. ‘Burası da ne ola ki’ diyip sürdüm arabayı o yola doğru. Tam mevkii vermek gerekirse, Akvaryum Koyu’na giderken karşınıza çıkan ilk toprak yol… Burası bana göre adanın en muazzam yeri. Anlayacağınız üzere tesissiz. Tamamen doğal, insan eli değmemiş. Hemen arabayı park ettim ve merkezden aldığım şemsiyeyi kurdum. Çıkardım terlikleri doğru denize. Samimiyetle söyleyebilirim ki, ha Maldivler ha bu koy… Gidip gördüğünüzde ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınızdır. Altın rengi kum, cam gibi, rüzgar esse bile kımıldamayan turkuaz bir deniz… Koy keşfedilmediği için çok az insan var. Sıfır ses, kocaman doğal bir plaj… Meraklısına, plajı çevreleyen dağlık kısmın eteklerinde kil var. Biraz suyla ıslattıktan sonra vücudunuza sürüp kendinizi bu kille yıkarsanız sonucunda yumuşacık bir cildiniz oluyor, es geçmeyin. Son günümü akşam 9’a kadar bu koyda geçirdim. İyi ki de böyle bir tercih yapmışım çünkü 1-2 gün önce rüzgar gülü elektrik santralinde büyülendiğim güneş batış anı bu koyda da bir başka izleniyor.Dünya standartlarındaki bu doğal güzelliğin adı sanırım Beylik Koyu’ymuş fakat bunu bilen insan sayısı bir hayli az. Mutlaka gitmelisiniz! Bozcaada’da gidip gidebileceğiniz koylar belki de bu kadar değil fakat en güzellerini sizler için seçtim ve gördüm.

Sıradaki konumuz elbette ki Bozcaada geceleri…

Adada olduğumuzun farkında olduğumdan akşam yemeği tercihimiz elbette ki deniz mahsulleri oldu. Bozcaada adı üstünde ada olduğundan meyhaneleriyle ünlü bir yer aynı zamanda. Dar, Arnavut kaldırımlı, şirin, sempatik sokaklara sıralanmış meyhaneler bile burayı ziyaret etmeniz için bir sebep olabilir. Dört gece geçirdiğim Bozcaada tatilimin iki gecesinde Bade-i Aşk Meyhanesi’ni tercih ettim. Bunun nedeni ise güler yüzlü ve maksimum ilgili servis personel kadrosuydu. Engin, Ergin ve Büşra adlı arkadaşlara buradan teşekkür etmek istiyorum; böyle işini severek yapan, saygılı insanlar görmek gerçekten çok motive edici. O kadar kibarlardı ki mekanda oturmamama rağmen oradan geçip sokağın fotoğrafını çekerken bizi fark ettiğinde, servis yapıyor olmasına rağmen kenara çekilip beklemesi bile gönlümü fethetmişti.

rsz_img_7487

Sıra geldi, ayıptır söylemesi, soframıza. Yaklaşık on beş meze var menüde. Bizim seçtiklerimiz haydari, üç çeşit peynirden yapılıp, susamla servis edilen Girit ezme, hardallı limonlu levrek ve patlıcan salatası oldu. Ana yemek olarak ise çipura ve karides güveç sipariş ettik. Mezelerden tutun, ana yemekler, personelin sofra kurulumu, servisi her şey mükemmeldi. Özellikle limonlu hardallı levrek tam damak zevkime göreydi ve miktar olarak müşterileri tatmin ediciydi. Çipuraya bayıldım fakat karides güveç klasikti. Servis personeli ve mutfak ekibi Bade-i Aşk’a tam puan vermemizi sağladı. Ellerine, gönüllerine, emeklerine sağlık… Bu arada garsonlardan Büşra hanım’da pek bir tatlıydı. Yemeklerimizi, mezelerimizi yedik. Rakımızı içtik. Sıra hesap ödeme kısmına geldi. Çipura 30, karides güveç 25, mezeler ise 9-12 TL arası. 35’lik rakı da açtırırsanız iki kişi 180 TL. Meyhane tercih etmeyip ev yemeklerine veya büfelere de yönelebilirsiniz. Onlar da lezzetli ve bütçeyi sarsmayacak kıvamda.

Güzel gecemizi Ada Café’nin, Bozcaada’ya hediyesi olan gelincik şerbetiyle tamamlıyoruz. Şık bir sunumla masamıza gelen gelincik şerbeti Ada Café’den önce Bozcaada’da yokmuş. Dolayısıyla başka yeri tercih etmeyip burada içmenizi öneririz. Ayrıca şerbeti sodayla, cinle, votkayla veya sade şekilde de tüketebilirsiniz. İçkili olanlar 17.5 TL, sade ise 6TL.
Adanın huzurunu biraz olsun kırmak istiyorsanız, buranın tek barı olan Polente’yi tavsiye edebilirim. Eğer mevsiminde giderseniz karadut votkanızı yudumlarken adanın sessiz havasını biraz olsun güzel müzikler eşliğinde kırabilirsiniz.

Artık sona yaklaşırken adadaki en güzel akşamımı da anlatmak isterim. Gün batımında rüzgar enerji santrallerinin orada içilen şarap gibisi yok. Günbatımı mükemmel, rüzgar santrallerinin verdiği huzur ve özgürlük hissi benzersiz. (Küçükken orada yoga yapmıştık.) Bana kalsa sabaha kadar orda öylece otururdum ama hava karanlık olunca yollar biraz tehlikeli oluyor bide alkol alıyorsanız tabii dönmekten başka çare bırakmıyor. Merkezdeki Talay Şarap Evi’nden 21 TL’ye aldığımız üç üzümlü şarabımızı o manzarada bitirdik. Uzun uzun bakarak gözümün hafıza kartına kaydettiğim görüntüler vardır, biraz huzur istediğimde düşünce gücüyle açıp baktığım. Bu rüzgar enerji santralleri de onlardan biriydi benim için…

IMG_7309

İmkanınız varsa çok isterim gidin, görün, için, yiyin Bozcaada’da… Özellikle sevgiliyle şiddetle tavsiye edilir. Severken daha da sevdiren bir yer kuşkusuz. Şarap evlerinden çok uygun fiyatlara tadacağınız lezzetli şaraplarıyla, birbirinden taze çeşit çeşit reçelleriyle, doğasıyla tatil kelimesinin hakkını verebileceğiniz bir yer Bozcaada.

YORUMLAR( 2 )

YORUM EKLE

berk gulac 09 Ekim 2015

tamam yazi guzelde saraplar kesinlikle ucuz degil zaten bozcaadadan alinabilicek sayili sarap var gerisi migrosta bile satiliyor ama ozel bi sarap almak isterseniz guzelce paralari bayiliyosunuz hic kusura bakmayin. uyguna sarab varsa bizde icelim becne istanbulda yuzune bakmayacaginiz talay malay bile havalarda yani zaten 5metrekare yerde uretiyolar saraplarini hic temiz biledegldi les gibi pis pisti ama fiyata geince oyle olmuyordu

Sinan Suicmez 08 Ekim 2015

bakkal, eski kahve, maria, koreli... bunlar unutulmuş vallahi... güzel yazıymış ama