Kotalar etraflıca, kotanın esası karınca, kotadan kotaya bakınca, kota taşar şaşırma.

Sınıfın tam orta yerine oturdu kız.
Çantasından çıkardığı tuğlaları
bir bir dizmeye başladı.
Önce bir sıra,
üstüne bir sıra daha,
biraz sağa,
biraz sola…

Ne yaptığını soranlar,
şaşkınlık içerisinde izleyenler,
normal karşılayanlar
hatta hiç aldırış etmeyenler oldu.

Kız durmadan üst üste koyuyordu tuğlaları.
Kendine küpten bir ev yapana kadar devam etti.

Zaman geçtikçe, kız gözlerden tamamen kayboldu.
Önümüzde tuğladan bir ev,
izliyorduk öylece.

Açık bıraktığı kenarından
başını çıkartıp tebessüm etti
ve ekledi:

“Ben size inanmıyorum, tek cümlelik konuşma hakkınız var.”

Herkes şaşkındı.
Kimi soru düşünüyor
kimi ise ne yaptığını anlamaya çalışıyordu.

Sessizliği ilk bozan, hoca kadın oldu:

“Ben de sana inanmıyorum.”

Bunu duyan kız hocayı küp evin içine davet etti.
Afallayan hoca, çömelip içeri girdi.
Uzun süren sessizlikten sonra hiçbir şey olmadı.

Seslendiysek de cevap alamadık.

Zaten ders de sona ermişti.

Bazısı sınıftan çıkıp gitti
bazısı bekledi.

Ben ise merakıma yenik düşüp küp eve girmeye yeltendim.
Yeltendim ama yapamadım.

Ne açık bir taraf vardı
ne açığa dair bir iz.
Çekilip öteden baktım.

Ne bir küp mevcuttu
ne kızıl tuğlalar.
Az daha çekilip yine baktım.

Ne ben sınıftaydım
ne sınıflık yer vardı.
Kocaman çekilip sonca baktım.

Ne ben bakıyordum
ne görecek şey vardı.

YORUMLAR( 0 )

YORUM EKLE