O çocuklardan farklıydı Eren. Hem farklı hem de farkındaydı.

Kapıcı babasının, temizlikçi anasının bir kara kuru oğluydu Eren.
Görünen o ki saygılı çocuktu.
Göçük yanaklı babasının, koca memeli anasının bir dediğini iki etmezdi.
Görünen o ki efendi çocuktu.

Bazı şeylerin farkındaydı, mesela yoksul olduklarının.
Mesela apartman yöneticisinin oğlu gibi kafasına esince çıkıp gezemeyeceğinin.
Yaşı gelince ona bir araba alınmayacağının.
Kafasına esince dışarıda arkadaşlarıyla yiyemeyeceğinin.

Bazı şeylerin farkındaydı, mesela olgun olduğunun.
Mesela apartman yöneticisinin oğlu gibi şımarık olmadığının.
Babasıyla kızlar hakkında konuşamayacağının;
Belki de hakkında konuşacak bir kız bile bulamayacağının.

Kimsesi olmadığının da farkındaydı Eren;
Anasından, babasından ve külüstür bilgisayarından başka.
Az mı ağlamıştı bir interneti olsun diye?
Babası kendini yırtmıştı da anca bağlatmışlardı evlerine.
Evlerine dediğim; evden bozma kutularına.

Varsa yoksa internetti Eren’in dünyası.
Anası da sevinmiyor muydu bu gavur icadına bir bakıma?
Ayak bağı olmuyordu ya kara oğlu eskisi gibi ona.
Tutturmuyordu artık “beni de götür” diye.
Eren de istemiyordu zaten;
Anasının temizliğe gittiği evde yırtık çoraplarıyla rezil olmayı,
Babasıyla apartmandakilerin faturalarını ödemeye gitmeyi.

Ne istiyordu Eren?
Artık ne istediğini bilecek yaştaydı ya hani.
Tam onaltı koca sene! On altı yaşındaydı!
Bazı şeylerin farkındaydı…

Mesela kadınların,
Uzun bacakların,
Dolgun baldırların,
Yuvarlak kalçaların,
Diri göğüslerin,
Dümdüz karınların.

Hem de anasınınki gibi sarkmışların değil,
Sokaktaki tahta göğüslü kadınlarınki gibi de değil,
İnternette gördüklerinin,
Demek ki dünyada böyle kadınların da yaşadığının.
Hepsinin farkındaydı işte.

İçinde bitmek tükenmek bilmeyen bir istek vardı Eren’in; azgınlık.
Azmış hayvanlar gibi yerinde duramıyordu ya hani bazen,
Anasının temizliğe gitmesini beklerken,
Ya da babasının bakkala çıkmasından evvel.

Siktir olup gitseler, diyordu içinden.
Bir an evvel,
Bir an evvel.

Siktir olup gitseler de internete bağlansam,
Güzel sarışın kadınların götlerine, memelerine baksam.
Nasıl da güzellerdi.
İçi kalkıyordu, hoşça, düşündükçe.
İçi bir garip oluyor,
Ruhu bir anda çıkıp gidecek sanıyordu,
Tatlı bir ürperişle.

Siktir olup gitseydi şu anam artık!
Paçoz anam.
Pis babam!

Bir an önce gitse de çöp kokan yarıklı elleri yerine,
Doya doya seyretsem esmer orospuları,
Sarışın dövmeli lolitaları,
Azmış jartiyerli olgunları,
Öğrencisiyle olan öğretmenleri,
Ekose etekli lolipop emen liselileri.

Sevindi bir an için!
Hem de iki farklı şeye:
Anası temizlikteydi zaten; şimdi babasının da gidişine,
Sonra bir de aklından geçirdiklerine.

Demek ki bir kendisi değildi böyle azmış olan.
O karılar, o orospular nasıl da inliyorlardı,
Sanki onu çağırarak,
Ekrandan onun kara gözlerinin içine bakarak.
Nasıl da kapatıyorlardı gözlerini,
Sanki onu aldatarak,
Ekrandaki adamı değil de, sanki onu tadarak.

Farkındaydı işte her şeyin.
Mesela bu düşlerinin,
Tüm bu hayallerinin.
Ama olsun,
Öyle veya böyle yaşamıyor muydu; kurmuyor muydu kafasında gönlünce?

Farkındaydı dedim ya işte,
Farkındaydı Eren.
Bu düşlerin hudutsuz olmadığının,
Hudutların da
Babasının ellerindeki çıban izleri kadar,
Anasının yayvan kıçı kadar,
Evlerindeki boğucu ter kokusu kadar,
Gerçek olduğunun.

YORUMLAR( 0 )

YORUM EKLE