Hiç tanışmadan geçen bin sekiz yüz yirmi dört gece; kainat okyanusunda yüzdü yıldız tozu.

İki yüz yirmi beş defa mühürlendi toprak,
Kırmızı koktu, kırmızı yandı, kırmızı söndü.
Ayak sesiyle bitti sokak,
Yangını gördüm, yangına durdum, yangına vardım.
Kalabalıktan ayrı düştük,
Selamı aldım, selamı verdim, selamsız kaldım.
Dert üstüne dert yandık hayret,
Sebebi sordum, sebebi sordum, sebebi yoktu.
Rüzgarı duyduk o an,
Sıcağı aldık hemen,
Bacağı değdi bize,
Bacayı gördüm, dumanı yoktu.
Bir alazla yandı ağaç,
Dumanı gördüm, düşünedurdum.
İki siyah gözdü gece,
Kahyası olan, keyfekeder.
Bir beyaza bindi kadın,
Siyaha ırak, siyaha yakın.
Yine bir serin rüzgar esti,
Sabahı sarı,
Gecesi sarı,
Beyazı uzun,
Bakışı ala,
Endam kere endam.
Hoş oldu içi,
Bir vakit geldi vakit,
Tebessüm etti içinden.
Çünkü aslında kendi de biliyordu ne görmek istediğini,
Çünkü aslında kendi de biliyordu ne göreceğini,
Hemen hemen yeniden,
Daha önce hiç olmamış gibi,
Sanki ilk sefermiş gibi,
Sonrası olmazmışçasına,
Bir dahası yokmuş gibi,
Tebessüm etti içinden.
Çünkü aslında kendi de biliyordu hangi geceye yattığını,
Çünkü aslında kendi de biliyordu hangi sabaha kalkacağını.
Tebessüm etti içinden
ve o an son kez mühürlendi toprak,
Kırmızısıyla tam iki yüz yirmi beş defa,
Ayak sesiyle bitti sokak,
Yangını gördüm, yangına durdum, yangına vardım.

YORUMLAR( 0 )

YORUM EKLE