Yurt dışı olsun, fazla uzak olmasın, ekonomik olsun, sakin olsun, deniz güzel olsun diye yola çıkıp rotamızı her sene tekrar gitmek istediğimiz bu adaya çevirdik.

Bayram tatillerinin hasretle beklendiği,
uçak biletlerinin şimdiden ayırtılmaya başlandığı bu soğuk günlerde,
bu sefer de memleketim gibi hissettiğim Yunanistan’ın Thassos adasındayız.
Yurtdışı olsun, fazla uzak olmasın, ekonomik olsun, sakin olsun,
deniz güzel olsun diye yola çıkıp
rotamızı her sene tekrar gitmek istediğimiz bu adaya çevirdik.
Bodrum’ın hengâmesi, Çeşme’nin cep yakan fiyatları
kısacası Türkiye’deki tatil beldelerinin kalabalık ve pahalılığından
yani başka bir deyişle popülerliğinden sıkılıp
“Ben tatil yapmak istiyorum arkadaş!” diyenler (ya da demeyenler:) )
lütfen yolunuzu Thassos’a düşürün derim.

20140806_130248
Adaya Kavala’dan feribotla geçebiliyorsunuz.
Adada feribotun gittiği 2 liman var; biri Skala Prinou diğeri ise Limenas.
Konaklayacağınız yere hangisi daha yakınsa orada inebilirsiniz.
Geceden Metro otobüs şirketi ile Kavala’ya kadar son derece kötü bir yolculuk geçirdik.
Şoför Bey eskiden pilotmuş herhalde(!)
Kafamıza damlayan ve çözüm bulunamayan sular da cabası.
Neyse bunları yazıp keyif kaçırmak niyetinde değilim.

t
Sabah 7.30 gibi Kavala’ya vardık. Feribot saatimiz 09.30’du.
Gün içinde Thassos’a ve Thassos’dan Kavala’ya sık sık feribot oluyor.
(Saatleri için www.thassos-view.com adresini ziyaret edebilirsiniz.)
O saate kadar çek-çekli bavullarımızla şehri kısa bir keşfe çıktık.
Yunanlıların ne kadar rahat insanlar olduklarını duymuşsunuzdur,
sabah erken saatte etrafta kimse olmamasına bu yüzden hiç şaşırmadık.
İşine gücüne giden kimsecikler, dolup taşan toplu taşıma araçları yoktu.
Hava da mis gibi tabii bir bankta oturup
kahvaltı niyetine marketten aldığımız atıştırmalıkları yedik,
feribot kalkış yerinin yanında bir café de açıktı
ama dediğim gibi biz biraz gezmek istedik.
Feribot aynen bizim arabalı vapurlar havasında, ücreti de gayet cüzi bir miktar.
(Yaklaşık 5 euro.)

  Thassos’a vardığımızda etrafa bakıp bir oh çektik.
4 tarafımız pırıl pırıl deniz…
Adaya vardığımızda ilk işimiz araba kiralamak oldu.
Arabasız pek bir şey yapamazsınız adada maalesef.
Biz koyları tek tek istediğimiz zaman gezebilmek istediğimiz için
araba kiralamayı tercih ettik ve hiç te pişman olmadık.
Çünkü adada tatil bana kalırsa en keyifli şu şekilde oluyor:
Atla arabana, beğendiğin bir koy gördün mü arabayı çek kenara
denize gir, çık hoppa başka koya.
Hiçbir yerde otopark parası yok
dolayısıyla istediğiniz koyda istediğiniz kadar durabilirsiniz.
4 günün sonunda 360 derece dönüp adadaki her koydan denize girmiştik.
Hepsi birbirinden ha-ri-ka!
Havlunuzu ve şemsiyenizi alıp ücretsiz plajda güneşlenebileceğiniz gibi
birkaç euro şezlong-şemsiye parası vererek plajdakilerden de yararlanabilirsiniz.
Onun dışında hiçbir plaja giriş ücreti vermiyorsunuz.
Benim Yunanistan’da en hoşuma giden durum
kimsenin turistleri kazıklama odaklı olmamasıydı.
Kimse sizden hava parası istemiyor.

              Adanın dillere destan plajı Marble Beach;
sakın Thassos’a kadar gitmişken orayı görmeden dönmeyin.
Yolu asfalt yol değil arabanızı çok dikkatli sürmelisiniz
ama kesinlikle katlandıklarınıza değiyor.
Dönerken plajın meşhur beyaz taşlarından biraz odam için topladım.
Yalnız bir detayı daha söylemem gerekli;
normalde Thassos’dan kiralanan arabaların
asfalt olmayan yollara girmesi yasak
ve girdiğinizde sizi uyarıyorlar.
Artık tam olarak ne şekilde bilmiyorum ama bunu anlıyorlar.
O konuda biraz dikkatli olmanızı tavsiye ederim.
Marble dışında Astpas Beach, Kinyra Beach ve Psili Amos Beach benim favorilerim arasında
fakat gerçekten ayırt etmeniz çok zor,
bütün koylar birbirinden berrak. Bunlar dışında size tavsiye edebileceğim koylar:
Golden Beach, Glifoneri Beach ve Aliki Beach.
Golden Beach örneğin boylu boyunca uzanan bir kumsal;
Aliki Beach ise daha dar bir alanda konumlanmış.
Glifoneri de aynı şekilde küçük bir kumsal ama çok keyifli,
restoranı da çok şeker.
Denize doyacağınız bir tatil olacağının garantisini rahatlıkla verebilirim.
Şu an bunları yazarken nasıl içimin gittiğini bir bilseniz! 🙂

Thassos’da inanılmaz yardımsever otel sahiplerine rastladık,
bize her konuda yardımcı oldular.
Gittiğim oteli şiddetle tavsiye ediyorum:
Hotel Philoxenia, Prinos’ta feribot iskelesine çok yakın mesafede.
Ailenin 89 doğumlu oğlu Anastasios adanın her köşesini bıkmadan usanmadan anlattı,
her gün nasıl olduğumuzu bir şeye ihtiyacımız olup olmadığını sordu.
Kiraladığımız araba ile ilgili yaşadığımız talihsizlikler konusunda
çok yardımcı oldu
ve bunlarda yetmezmiş gibi zaten fiyatları çok uygun olan otelleri için
bize çıkarken ekstra indirim yaptı.
Sebep olarak da “Yağmur yağdı otopark çamur oldu”yu gösterdi.
Gerçekten Dünya’da hala bu kadar iyi insanların olması ne kadar güzel…
Bizde boş durmadık tabii,
İstanbul’a döndüğümüzde Anastaios’a buradan bir hediye yollayıp
İstanbul’a davet ettik.
Anlayacağınız bize Yunanlı bir arkadaş kazandırdı bu tatil…
Bence tüm Yunanlılar son derece sıcakkanlılar
ya da biz öylelerine denk geldik.

 Gelelim yemeklere…
Adanın 2 tane merkezi var; Limenaria ve Potos.
Buralarda birbiri ardına balık restoranları,
meyhaneler ve gece eğlencesi için tercih edebileceğiniz yerler sıralanıyor.
Balıklar, mezeler acayip lezzetli ve fiyatları da çok uygun.
Uzoyu bir deneyin derim.
İçkiler genel olarak ekonomik zaten.
Mezelerden de tavada kızartılıp üzeri susam ve balla kaplanmış beyaz peynir rüyalarınıza girebilir.
Yemek yerken etrafta bizim Çingeneler gibi
fakat Yunan müziği yapan müzisyenleri görürseniz şaşırmayın.
Şöyle güzel bir ziyafet çekelim derseniz Simi ya da Panos Zafira Restaurant’ı tavsiye ederim.a

Genelde hep deniz sahil balık anlattım ama adanın bir de çok keyifli dağlık bir kısmı var.
Kazaviti denilen bu kısım deniz seviyesinden biraz daha yukarda.
Çok lezzetli et restoranları var ve dağların arasından izlenen güneş batışıyla meşhur.
Hatta orada üstünde “satılık” yazısı olan müstakil
bir evi fena gözüme kestirdim
çok güzel dağ ve deniz manzarası olan,
ee hayal kurmak parayla değil. 🙂
Döndüğümde anneme artık nasıl anlattıysam
“Ah kızım inşallah ilerde alırsın, dur acaba bizim yazlığı satıp
orayı mı alsak
bi’ babana söylesem ne der acaba”
diyaloglarını kulaklarımla duydum!

En sinir bozucu kısım: Son gün…
Kahvaltımızı ettikten sonra otelden ayrılıp Kavala’ya geçmeyi tercih ettik.
Otobüsümüz gece 23.00’de Kavala’dan kalktığı için
gün boyu gündüz gözüyle Kavala’yı bir gezelim dedik.
Kavala kalesi 360 derece manzara görüp
çok güzel fotoğraflar çekebileceğiniz bir yer.
Üşenmeyin mutlaka çıkın.:)
Şehrin şirin mi şirin sokaklarında turladıktan sonra kahve molası için
Briki Cafe’yi tercih edebilirsiniz.

s Harika bir manzarada şehrin biraz tepesinde bir café.
Şehrin ve adanın her yerinde olduğu gibi manzarası güzel diye kazıklama mantalitesinden çok uzak.
Fiyatlar son derece uygun ve etraf çok huzurlu.
Yunanistan’ın adını tam bilmediğim ama tadı acayip lezzetli olan yumuşacık,
sarı, limonlu olduğunu düşündüğüm bir lokumu var, ondan da ikram ediyorlar kahvenin yanında.
Biz de tavsiye üzerine orayı ziyaret etmiştik zaten.
Yemek için de “Aniko’nun Yeri”ni şiddetle tavsiye ederim.
Deniz mahsüllü spagettisi koskocaman ve çok lezzetliydi.

O kadar insana huzur veren tatlı bir şehir ki Kavala,
gerçekten bir ara taşınmayı düşündük.
Emekli olunca neden olmasın değil mi?
Hediyelik olarak meşhur Kavala kurabiyesi aldık,
biraz da yolluk yaptık tabii 🙂
Thassos’dan da tatilimiz boyunca yanımızda olan
üzerine notlar aldığımız haritayı yanımda götürdüm,
gerçekten öyle beğendim ki Thassos’u
odamda ufak bir köşeyi Thassos için ayırdım.
Haritayı astım, Marble Beach’den getirdiğim taşları
ve yine Thassos’dan aldığım minyatür,
oraya özgü masa sandalyeleri özenle dizdim.
Sonra gel zaman git zaman o benim anı köşem oldu,
bende iz bırakan seyahatlerden getirdiğim minik hatıraları
özenle orada tutuyorum.
Thassos da odamda baş köşeyi aldı…

ss

YORUMLAR( 0 )

YORUM EKLE