Gök örter diyorduk, nasıl olsa gök örter ellerimizin kirini, çocuklarımızın çığlıklarını, kadınlarımızın yaşlarını ve geriye kalan her şeyi.

Delirdiğimi hissediyordum.
Son zamanlardaki tavr-ı hallerim, deliliğime gebeydi.
Zihin gebe kalır mıydı ki?
Kalıyordu işte.
Her dün şehit veren bir ülkede,
her gün kötü haberlerin tecavüzüne maruz kalan bir zihin,
deliliğe gebe kalıyordu.
Ki bu, çocukların tecavüze uğradığı,
her an bombaların patladığı, patlayabileceği
ve herkesin ürpererek baktığı bir Türkiye’de; çok yaygın bir durumdu.

Deliliğini düşünen insanların ayaklarına yer olmuş bir ülke,
haliyle üzgün ve nemliydi.
Kandan, yaştan ve meniden sırılsıklam olmuş bu topraklar,
hüznün ve kederin yetişmesi için yeterince elverişliydi.
Her geçen gün bir insanın ziyanına,
her solan gece bir mantığın daha paramparça olmasına müsaitti.

Yapboz gibi dağılan ve
o bir parçası hep kayıp olan bu millet de
umudunu yitiriyordu artık.

Ve maalesef o eksik parçayla,
ruhu, mutluluğu ve varlığı hep noksan kalan
buruk insanların yaşadığı bir ülkeye
karanlığın hükmetmesi;
göklerine güneşin doğamaması
kaçınılmazdı.

Belki de delirmiştik.
Belki de çoktan kabullenmiştik güneşin yokluğunu
ve en acısı da
öğrenmiştik kapalı bulutlar altında nefes almayı.

Gök örter diyorduk,
nasıl olsa gök örter
ellerimizin kirini,
çocuklarımızın çığlıklarını,
kadınlarımızın yaşlarını
ve geriye kalan her şeyi.

Aldatılan bizlerin gözlerini,
ağlatılan herkesin her şeyini.

Öldüğümü hissediyordum.
Gün be gün çürüyen bedenimi,
vücudumu terk eden bendimi
ve çaresizliğimin esaretinde ezilen mantığımı.

Hissediyordum; ölüyordum.

Gömüleceğim toprağın kanlı olmasından,
akan yaşların, bedenimi hep ıslatacağından korkuyordum.

Bir gün yattığım yer patlayacak diye korkuyordum.

YORUMLAR( 1 )

YORUM EKLE

Esin yiğit 27 Haziran 2016

Kötü haberlerin tecavüzüne maruz kalan bir zihin. Ne güzel savrulmuş bir söz