Çünkü her şeyin ötesinde, bir kadını en çok kıran şey, sevdiği adam tarafından anlaşılmamaktı. Bile bile anlaşılmamak...

Adam olanları sindirememişti.
Gururdan yaratılmış bir adamın
tüm bu duygusal acılarla yüzleşmesi oldukça zordu çünkü.
Çünkü her şeyin ötesinde, bir kadını en çok kıran şey
sevdiği adam tarafından anlaşılmamaktı. Bile bile anlaşılmamak…
Ağlasa, yerlere yatsa rahatlayacaktı belki.
Yapamadı adam.
Yapamazdı.
Konuşamaz, geri dönemez, özür dileyemez,
sevdiği kadına tekrar sarılamazdı.
Tüm bu ”yapamamazlıklar” içini paramparça etmişti.
Kadın adama baktı.
Saniyenin onda biri kadar bir süre ikisini de etkilemişti.
O an bütün fizik kuralları altüst olmuştu.
Etrafta ne ses vardı ne de görüntü.
Hatta o an ikisinden başka kimse yoktu.
Başka bir boyuta geçmiş gibilerdi.
Aşk da başka bir boyut değil miydi zaten?
Gözler belki de bu yüzden yaratılmıştı.
Sürekli tekrarladığı inkarları, kaçış bahaneleri,
içinde olmadığını söylediği sevgisizliği yoktu gözlerinde adamın.
Kadın adama baktı.
Bütün eksik parçalarını bulduğu, aylarca bütün olduğu,
kendini kanatırcasına ondan koparan adama baktı.
Onu ne kadar tanımadığını düşündü kadın.
Ne kadar tanıyamadığını.
Oysa sevdiği adamın bütün hücrelerini ezberlemişti.
Ama o an gözlerine baktığı adam sevdiği değildi.
Sevemediğiydi.
Ne kadar uğraşsa da sevemediği…
Göğsünde taşıdığı, her kafasını koyduğunda
sesiyle huzur bulduğu kalbi taşımayan adamdı karşısındaki.
Kadın onu ne kadar sevmiş olduğunu düşündü.
Bütün bunları düşünürken gözleri,
adamınkiler kadar masum değildi.
Kızgındı kadın.
Sadece kızgın olsa kendini,
sevdiği adamın kollarına bırakıp affettirmesini beklerdi.
Kırılmıştı.
Çok kırılmıştı kadın.
Hiçbir canlı kızgınlığı ve kırgınlığı
aynı yürekte taşıyan bir kadın kadar acımasız olamazdı.
Kadın adama baktı.
Adam kadını gördü.
Gözlerini…
Aşık olduğu gözlerini gördü.
Ve anladı.
Ölse dahi onu affedemeyeceği bir kadın gördü karşısında.
Çünkü affetmek için bir kalp gerekliydi
ve o kalp yerinde değil adamın ellerindeydi.

YORUMLAR( 0 )

YORUM EKLE