Ayak parmaklarının ucundan saç diplerine kadar acıyordu kadın.

Kadın uyandığında içinde
tarifi olmayan bir boşluk hissetti.
Sanki bütün organları alınmış,
bütün uzuvları koparılmış gibi bir histi bu.
Kafasını yastıktan kaldırmadan etrafa baktı.
Denese kalkabilir miydi,
bilmiyordu.
Dün gece o son sözleri söylediğinde
içinde hissettiği güç
yerini büyük bir acıya bırakmıştı.
Şimdi hissettiği bütün o boşluk alev almış,
bir türlü sönmüyordu.
Ayak parmaklarının ucundan
saç diplerine kadar acıyordu kadın.
Acı o kadar kuvvetliydi ki
ondan başka hiçbir şey düşünemiyordu.
Aklındaki hiçbir soruyu toparlayamıyordu.
Sadece acı vardı.
Tarifi olmayan, sonu gelmeyen bir acı.
Ağlasa, çırpınsa dindirirdi belki yangınını.
Ama canı ağlayamayacak kadar çok yanıyordu.

”Bu kadar mıydı ?”
diye düşündü kadın.
Bu muydu yani;
hak ettiği,
verdiği emeklerin,
hissettiği sevginin karşılığı bu muydu?
Onu şimdi ne Sezen Aksu anlayabilirdi
ne de Müslüm Gürses.
Böyle hissediyordu kadın.
Biliyordu ki
uzun bir süre boyunca
kendini,
hissettiğini,
hiçbir yerde,
hiç kimsede,
hiçbir şarkının dizesinde bulamayacaktı.

Elleri suratına kapandı.
Tırnaklarını suratına geçirmiş,
fark etmiyordu.
Hissetmemişti bile.
Derin bir nefes alıp düşünmeye başladı;
ona bu kadar ne yapmış olabilirdi?
Her istediğinde yanında olmuş,
onu her zaman sevmiş,
hiç aldatmamıştı.
Birçok kez başkalarından kaçıp
kendisine sığındığında bile kabul etmişti onu.
Bunu neden yapmıştı?
On sekiz saat içerisinde bir insan
nasıl bu kadar değişebilirdi?
”Söylediği her şey yalandı.”
diye düşündü kadın.
Öyle düşünmeliydi.
Kendini ondan koparabilmesinin tek yolu
buydu çünkü.
Ne kadar da aptaldı.
Tüm bu hissettiği acıya rağmen
hala bir yanı söylediklerine inanmak,
ona olan sevgisine güvenmek istiyordu.
Artık bunu kabul etmeliydi.
Sevmek bazen hiçbir şeye çözüm olmayabiliyordu işte.
Artık durmalıydı.
Artık tüm kapıları kapatmalı,
hissettiği her şeyi unutmalı
ve
sevdiği adamın gittiğini kabul etmeliydi.

YORUMLAR( 0 )

YORUM EKLE