''Bazı adamlar kırmadan sevemezdi. Kırardı, dökerdi, yangınlar bırakırdı arkalarında. Bazı adamlarsa tüm geçmişi unutturur parmak uçlarından öperdi''

İncecik kolları vardı kadının.
Ama sarıldığı zaman bütün dünyayı kucaklayabilecek güçte olduğunu görebilirdiniz.

Kadın sevgilisine sarıldı.
Kırmızı boyalı tırnakları ellerini çiçeklere beziyordu adeta.
Kadın sevgilisinin ensesine koydu elini.
Adamın içinde bir şeyler koptu o an.
Büyük bir bomba fırlatılmışçasına hiçbir şey duymuyor ve görmüyordu.
Heybetli, iri bedeninin altında, kalbi paramparça olmuş, ciğerlerine batıyordu.
Göğsüne dokunsa, her yer kırmızıya boyanacaktı, sevdiği kadının tırnakları gibi.
Dokunamadı adam.
Kılını bile kıpırdatamadı.
Oysa o gece sevdiği kadını terk ederken ruhu hiç acımamıştı.
Ya da acımış mıydı ? Belki acımıştı ama farkında değildi.
Bilmiyordu çünkü ruhunun acı çekebileceğini.
O bu tarafta hiç olmamış hep “duygusuz” tarafta kalmıştı.
Şimdiyse küçücük bedenine dünyaları sığdırabilen bir kadın
onu diğer tarafa doğru çekiyor, adam ona her baktığında
sorgusuz peşinden sürükleniyordu.
Birlikte oldukları süreçte kadına ne zaman baksa yaşadığını hissederdi.
Şimdiyse gördüğü sahne onu boğuyor ve
kadına baktıkça akıntı onu iyice kıyıya vuruyordu.
”Keşke” diye düşündü adam.
Keşke, bedenine dokunduğunu kabul edebildiği kadının, kalbine dokunduğunu da kabul edebilseydi.

”Bazı adamlar kırmadan sevemezdi. Kırardı, dökerdi, yangınlar bırakırdı arkalarında. Bazı adamlarsa tüm geçmişi unutturur parmak uçlarından öperdi”

Ne güzel demiş Cemal Süreya.
İlk tanıştıkları andan itibaren kadın,
adamın hayata olan öfkesinin farkındaydı.
Her fırsatta etrafındakileri kırmasına laf etmemiş
hatta kırılan kendisi olsa da ses çıkarmamıştı.
Çünkü biliyordu, adam ondan daha hassastı ve
dayanamazdı kadın onun kırılmasına.
O yüzden kendi kalbinin paramparça edilmesine
göz yummuştu birçok kez.

Bir anlık gözgöze geliminde,
ne kadar pişman olmadığını düşündü kadın, onu seven adamın aksine.
Ayrıldıktan sonra kadının ağzından hep aynı şeyler çıkmıştı;
”Ben ikimiz için,
onun bu ilişki için vermesi gereken emekleri bile verdim. Bu yüzden bu kadar çabuk gidebildim.
Tek başıma gitseydim, zorlanırdım ama ben giderken de onunlaydım.”
O zamanlar canı o kadar yanıyordu ki adamın da
ne kadar acı çektiğinin aylar sonra farkına varabildi.
Hiç ağlamamamıştı kadın.
Adam ise gücünün yettiği her şeyi yıkmıştı.
Her zaman yaptığı gibi o dönemde de kırıp dökmüştü.
Ama en çok kendini.
Yirmi beş yaşına kadar gösterdiği güçlü imajı,
yumruğu kadar yer kaplayan bir organa yenik düşmüştü.
Kırıldı adam.
Çok kırıldı.
Bu yüzden etrafa verdiği zarar çok da umrunda olmadı.
Kadın hazırlıklıydı kendi hayatının da
dağıtılmasına ama yapmadı adam.
Yapamadı.
Ortalık yeteri kadar dağınıktı ve dağıtacak bir şeyler bulması için
önce biraz toplamalıydı.

YORUMLAR( 0 )

YORUM EKLE