Bir kanvas bağırıyor; gözleri yaşlı.

Bedeni olmayan pantolonlar,
renk renk;
oturuyorlar toprak masada.

Yalnızca bir tanesi ayakta,
nutuk atıyor.

Oturanlardan bir tanesi
çok stresli,
bacaklarını sallıyor da sallıyor.

Salladıkça gök ağlıyor,
yaprak ağlıyor,
toprak ağlıyor.

Sallıyor çünkü
bir bedeni olmadığını biliyor.
Sallıyor çünkü bir şeylerin farkında.

Salladıkça kendi kendini
ötekileştiriyor istemsizce.

Bir süre sonra ayakta olan kırmızı,
işkilleniyor durumdan.

Keskin bakışlarını ona doğrultuyor.
Birkaç saniye düğmelerini kırpmadan bakıyor.

Bakıyor çünkü
otoriter,
dominant,
tiran.

O baktıkça
pantolonlar çekiyor,
çekiniyorlar.

Daha da geriliyor sallanan pantolon.

Ruhsuz pantolonlarla
aynı rafa kaldırılmaktan korkuyor aslında.

Korkuyor çünkü
raflar tozlu,
askılar paslı
ve etiketler değişken.

Mağazacı nasıl biri,
kim bilir?

Kuruyor,
kuruyor.

Kurdukça
terziler geliyor aklına;
yüksükler,
iğneler,
makaslar…

Düşündükçe artıyor hep;
endişesi,
kaygısı,
tasası.

Ha yırtıldı
ha yırtılacak…

Ramak
ramak
ramak.

Ruhu olan bir pantolon için
fazla değil mi bu kadarı?

YORUMLAR( 0 )

YORUM EKLE